8 Kasım 2016 Salı

Bir Fotoğraf Bir Şiir / 1-Aşk


Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik


Şimdi sen kalkıp gidiyorsun
Git 

Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. 
Gitsinler
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin 
Oysa allah bilir bugün iyi uyanmıştık 
Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı 
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü 
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti 
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz 
Sanki hiç olmamıştı


Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu

Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, 
güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra 
Sonrası iyilik güzellik





4 Kasım 2016 Cuma

Tanju Okan - Kadınım

*https://www.youtube.com/watch?v=rZGvlTExR48

Eşyalar toplanmış seninle birlikte 
Anılar saçılmış odaya her yere 
Sevdiğim o koku yok artık bu evde 
Sen 
Kıyıda köşede gülüşün kaybolmuş 
Ne olur terketme yalnızlık çok acı 
Bu renksiz dünyayı sevmiştik birlikte 

Sen kadınım 

Hatırla o günü karşıki sokakta 
Seni öptüğümü ilk defa hayatta 
Kollarımda benim ilkbahar sabahım 
Sen 
Sönmüş bak ışıklar ev nasıl karanlık 
O ılık aydınlık yuvamız soğumuş 
Geceler bitmiyor ağlıyorum artık 

Sen kadınım 

Eşyalar toplanmış seninle birlikte 
Anılar saçılmış odaya her yere 
Sevdiğim o koku yok artık bu evde 
Sen 
Masamız köşede öylece duruyor 
Bardaklar boşalmış herbiri bir yerde 
Sanki hepsi hasret senin nefesine 

Sen kadınım 

Bana bıraktığın bütün bu hayatın 
Yaşanan aşkların değeri yok artık 
Ben sensiz olamam artık anlıyorum 
Sen 
Şimdi çok yalnızım 
Ne olur kal benimle o kapıyı kapat 
Elini ver bana 
Dışarda yalnız, yalnız üşüyorum 

Sen kadınım

2 Kasım 2016 Çarşamba

Eylül

Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir
kadın gider ve bir şair doğar bundan
(Ben hangi kadından şair olduğumu bilirim)
"Yazın bittiği her yerde söylenir"se 
kadının gittiği de her yerde söylenir
kadın gittiği her yerde şiir diye söylenir:
Kadının gittiği yazın bittiğidir, her yerde
yaz biter kadın giderse, bunun sonu şiirdir,
yazın sonu şiirdir, şiirdir aşkın sonu...
Şehir her semtiyle yazın peşine düşse
yaz uzar bundan ve aşklar da nasiplenir,
yazın peşinde şehir, kadının peşinde şiir
eylülün semtine kadar böyle gidilir
bir gecede gittimdi hazirandan eylüle
eylül yazdan terkedilmişti, şiirse haziranda
kadın tarafından terkedildi o söylenceye:
Bütün oğullar anneyi bir şiire terkeder!
O kadın beni terkederse şair olurum
oğul olduğum kadın sakın beni terketme,
şiirdir söylenir, yazdır biter, kadındır gider

Bütün kadınlar şiiri bir kadına terkeder!


Haydar Ergülen

31 Ekim 2016 Pazartesi

YÜZLEŞME / 4-Sensizlik

Her son yeni bir başlangıç demekmiş. Ben şimdi yeni başlangıcı olmayan bir sondayım; sensizlikteyim.

Sonu olmayan, kör bir kuyu sensizlik. Ama bu dipsiz kuyuda maruz kaldığım sonsuz ızdırabın çekilebilir bir tarafı var; bu ızdırapta sen varsın, dayanılmaz olsa da özlemin var, ellerinin sıcaklığı, saçlarının dalgalanışı ve bir tutamını usulca arkaya atışın var. 

Bu çaresizlikte özleminin var olmadığını hayal bile edemiyorum misal. Zira ben, senin özleminle var ediyorum kendimi bu sonda. Belki bu nedenle bu sonun yeni bir başlangıcının olmaması pek  ilgilendirmiyor ve üzmüyor da beni. Senin olduğun bir sondayken, ben neden yeni bir başlangıç yapmak isteyeyim ki iki gözümün çiçeği?

Ben biçare bir haldeyim. Yapabildiğim tek şey, sensizlikten doğan muazzam ve sonu olmayan o boşluğu özleminle doldurmak. Ötesini yapamıyorum, gücüm yetmiyor. Berisinde de yaşamak mümkün değil. Ellerim kollarım bağlanmış belki, bende kalan sadece seni düşünebilmek ve özleyebilmek saadeti.

Elimde kalan bu son saadete ne kadar sıkı sarıldığımı tahmin bile edemezsin canımın parçası. Bu son saadet de olmasa nefes alamayacakmışım gibi, yaşayamayacakmışım gibi geliyor mütemadiyen. Ve bu durum bu saadete çok daha sıkı sarılmama neden oluyor.

Vücudumun bir parçası haline geliyorsun yavaş yavaş. Ama vücudumun bir parçası haline gelen şey sen misin; yoksa sana olan bu özlemim mi, tam kestiremiyorum bu durumu. Belki kestiremediğim bu durumu sorgulamaktan da korkuyorum. Ama bu şeyin artık vücudumun bir parçası haline gelmesi durumunu iliklerime kadar hissediyorum. Tahmin bile edemeyeceğim diğer bir husus da bu histen ne kadar hoşnut olduğum.

Bu biraz da acıyı benimsemek meselesi belki de. Acı sonuçta bir ızdırap, bir yerden sonra insanı yaşamaktan alıkoyan bir şey. Ama bu, acının benimsenmediği durumda ortaya çıkan bir his. Bir de o acıyı benimseyip içine almak var, bir. İşte tam da o evrede insan bir parçası gibi hissediyor o acıyı, o acı olmaksızın da yaşayamayacağını anlıyor yavaş yavaş… İşte şairin “acılara tutunmak” deyişinin vücut bulmuş hali böyle bir şeymiş, şimdi kavrayabiliyorum tam manasıyla.

Aynı zamanda bir bektaşi deyişi “Bir derdim var bin dermana değişmem” der ya, o da tam  böyle bir şey belki de. Ama elbet, benim bu derdi değişebileceğim bir derman var, yalnızca bir…

            Ölüm bir kurtuluş mu? Bu histen rahatsız olsam, o acıyı içselleştirip bir dermana, tutunacak bir dala dönüştürememiş olsam belki bir çıkış yolu gibi gelebilirdi ölüm, geldi de zamanında. O zaman da sana bu acıyı yaşatmaya hakkım yok diye yapamadım.

Şimdi bu durumdayken o da mümkün değil artık. Ölemiyorum da, yaşamaya mahkum edilmiş gibiyim adeta; normalde insanlar ölür, ben ise bu saatten sonra ancak telef olabilirim…


Kefenimi toprağının altına sermedikçe
Elimi çekmem senden, çekmemi bekleme*

Bu da yazının şarkısı olsun o zaman**

*Şükrü Erbaş

**https://www.youtube.com/watch?v=Z_iKSnJuGaY

Ekim / 2016

30 Ekim 2016 Pazar

Sen Benim 17 Yaşımsın

Sen benim 17 yaşımsın 
Deli çağımsın 
Sen benim ayakkabımın arkasına ilk basışımsın 
İlk cigaram, ilk ıslığım, ilk kızgınlığım, ilk aldanışımsın. 
Sen benim ilk ütülü gömleğim 
İlk şiirim, ilk kavgam, yaşamı ilk fark edişimsin. 


Sen benim 17 yaşımsın… 
Yazlık sinemanın kapısında, saçları taralı bir oğlan 
Cebimde iki gazoz parası, 
Gönlüne tarifsiz rüzgarlar dolar 
İki film bu akşam 
Birinde Yılmaz Güney oynuyor 
Birinde Fikret Hakan 
Bak Suat Sayın söylüyor cızırtılı plaktan 
‘Rüyadır gördüğüm bütün ümitler, 
Gözlerin beni perişan eyler, 
Aşk masalında şarkılar söyler, 
Beni hülyalara salan gözlerin.’ 
Yazlık sinemanın kapısında, saçları taralı bir oğlan; 
Bir külah çekirdeği 
Mangal gibi yüreği var bilesin!.. 


Sen benim 17 yaşımsın 

Deli çağımsın, aynaya ilk bakışımsın 
Babamla ilk kavgam, evden ilk kaçışımsın. 
Serçeleri sevdimse senden 
Minibüslerde muavinlik ettiysem, 
‘Bir teselli veri’ dinlediysem Orhan babadan 
Emirgan`da çay içtiysem 
Tophane’de sabahçı kahvelerini öğrendiysem 
Nerden bildiysem şiirlerini Ümit Yaşar’ın 

Pazar sabahları kapının önünden geçtiysem 
İçimde kıpır kıpır bu soğuk meltem 


Sen benim 17 yaşımsın 

Okulu ilk asışım, ilk kez birine gümüş kolye alışım 
Sen benim ilk sakarlığım, ilk tuhaflığım
İlk yakalanışımsın… 


Sen benim 17 yaşımsın 
Mahallenin delikanlısı, elleri ceplerinde, 
Dudağında ıslığı, başında kavak yelleri, 
Şarkılar mırıldanıyor; 
‘Zalimin zulmü varsa, sevenin Allah’ı var’ yeni çalıyor 
Kırk beşlik plaklarda 
Hayri Şahin ortalığı kavuruyor. 
Mahallenin delikanlısı, cebinde iki gazoz parası 
Yüreğinde bir pıtırtı 
Alışmaya çalışıyor, sana alışmaya… 
Akşamları işportaya çıkıyor 
Bir defter, bir kalem, bir çakı alana 
Aynayı bedava veriyor 
Yani günler geçiyor 17 yaşının bütün tadıyla 


Sen benim 17 yaşımsın; deli çağımsın 

İlk maça gidişim, Cemil Turan’ı ilk seyredişim 
İlk sevincimsin 
Ben anamın muskasını nasıl astıysam göğsüme, 
Öyle güvendiğimsin… 
Sabahları eskici geçiyor kapıdan 
Karşı komşu Nazile teyze ekmek istiyor bakkaldan 
Çocuklar top oynuyor mahallenin arsasında 
Bir bakıyorum cama da iki güvercin konuyor,iyi mi 
Her şey güzel oluyor, 


Bu hengame nasıl yakışıyorsa İstanbul’a
Bana da aşk öyle yakışıyor… 

Anam:’Koş kapa’ diyor muslukları 
Üç gündür akmayan sular geliyor 
Ben 17 yaşındayım 
Hayat benden yana duruyor… 


Sen benim 17 yaşımsın 

Deli çağımsın, ayakkabılarımın arkasına ilk basışımsın 
İlk cigaram, ilk kızgınlığım, ilk aldanışımsın, 
Sen benim ilk ütülü beyaz gömleğim, 
İlk şiirim, ilk kavgam, yaşamı ilk fark edişimsin
Sen benim 17 yaşımsın!
Sen benim, sen benim, sen benimsin
Sen benim, her şeyimsin… 

Hiçbir şeyimsin, hiçbir şeyimsin 


İbrahim Sadri

28 Ekim 2016 Cuma

Beş Dakika Bekle Git

Sen istinyede bekle ben burdayım
İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Çünkü ben buradayım karanlıktayım
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
Şarabım bütün ekşi suyum soğuk
Yanımda olmadın mı seni daha bir çok seviyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin
Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç
Karanlık adamlar hüvviyetini sordu mu
Ben senin olmadığını arıyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor

sana ait ne varsa hiçbiri benim değil
Belki ölmek hakkımı kullanıyorum
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git


Attila İlhan

27 Ekim 2016 Perşembe

YÜZLEŞME / 3-Acının Ontolojisi

içimde bir ceset var,
naaşını kaldıramadığım bir ceset;
çürüyor,
içim çürüyor yokluğunda.

geçmişim öldü,
geleceğim öldü,
ben ölüyorum.

sensizlik çoğaldıkça
mütemadiyen bir tümör gibi
sarıyor tüm vücudumu
tüketiyor beni
tükeniyorum gitgide

Ekim 2016 / Beyoğlu

25 Ekim 2016 Salı

Diego Rivera'ma



Seni sevmeye başlayalı çok uzun zaman oldu. Küçük bir kız çocuğu idim, seni sevmeye başladığımda. Şimdi ise bedeni çürümeye başlayan yaşlı bir kadınım. Bütün bedenler çürüyor aslında Diego’m. Eskiyor bütün bedenler.
Ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden.
Benim acı çeken bir yüreğim var Diego. Seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var.
Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın Diego…
Ben de seni anlamak istedim. Tüm hayatımı, hayatımın her bir zerresini seni anlamaya adadım. Sen nereye gittiysen, ben de gittim. Sen neye güldüysen ona güldüm. Sen kimi sevdiysen onu sevdim. Hangi kadınla seviştiysen o kadınla seviştim. Bende bulamadığın ve başka kadınlarda aradığın şeyi keşfetmek için, senin öptüğün kadınları öptüm. Dokunduğun kadınlara dokundum…
Senin sevmediklerini de sevdim ben Diego. Neden sevmediğini anlamak için, onları… sevdim !!! Ya da sevmeye çalıştım… İçimdeki, sana dair olan öfkeyi dindirmek için yaptım belki. Öfkem dinmedi Diego.
Her defasında körkütük aşık olarak, sana döndüm. Ya da aslında senden hiç gitmemiştim.
Seninle Amerika’ya gelmemi istediğinde, benim olduğunu sandım. En büyük yanılgım oldu bu belki de. Sen ne benim ne de başka bir kadının olamazdın. Kimseye ait olamazdın sen ! Ruhun buna izin vermezdi. Oysa ki ben, sana ait oldum hep. Yattığım tüm adamlar ile sana ait olarak yattım Diego. Acı çekerek seviştim onlarla…
Bir tek senin çocuğunu doğurmak istedim. Ah Diego’m.. Bu paramparça rahmimden nefret ettim, bebeğimizi tutamayınca. Söküp atmak istedim rahmimi. Sana çocuk doğurmayı beceremeyen bir organı taşımak yük oldu bana.
Kanlar içinde kaldığımda beyaz çarşaflar üzerinde, bana nasıl acıyarak baktığını gördüm. Nasıl korktuğunu, ölmemden. Sırf bundan ölmedim ben diegom. sen acı çekme diye. ve beni terk ettiğinde, o kanlar içinde kaldığım günkü acı dolu bakışlarına sığınarak, acılı mektuplar yazdım sana. Çaresizlik kokan, kadınlık onurumu ayaklar altına aldığım mektuplar yazdım. Bana acı ve geri dön istedim. Buna bile razıydım sevgilim.
Senin çirkin olduğunu söyleyen annemden nefret ettim. Sana benim gibi bakamayan herkesten. Senin güzelliğini görememelerini anlayamadım hiç…
Kurbağa sevgilim, Diego’m… Bana dünyanın en büyük acısını yaşattın sen. Gün be gün öldüm seni sevmeye başladığım ilk andan itibaren.
Ama sevgilim, bir daha gelseydim dünyaya yine seni severdim… Canlı canlı çürüyeceğimi bilerek!

Frida Kahlo