çok olmadığımız kesin,
çok olan tarafta değiliz,
çok olan tarafta olmayacağız.
türkiye'de kürt olacağız;
kürtlerde ermeni;
ermenilerde süryani...
gidip almanya'da türk olacağız;
hollanda'da surinamlı;
fransa'da cezayirli;
iran'da azeri...
amerika'da zifiri zenci olacağız;
çoğalan zencide mutlaka kızılderili...
israil'de filistinli..!
köpeğin karşısında kedi;
kedinin karşısında kuş olacağız;
kuşun karşısında börtü böcek...
hakemler hep karşı takımı tutacak
ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı
çiçeklerden kamelya olacağız...
Bu itirazın ilk şartı...
...
Nevzat Çelik
23 Mayıs 2011 Pazartesi
20 Mayıs 2011 Cuma
"Bitme" Korkusu Üzerine
Saat 02:00 civarı ve ben bir şeyler düşünüyorum şu sıralar. En son Kazım Koyuncu'dan birkaç satır yazarak sona erdirmiştim sizlerle birlikteliğimi. Ve tekrar, beynimden gelen komutlarla, gezinmekte parmaklarım klavyenin üzerinde, önceden bir deftere yazılan bu yazıyı; biraz sansür, biraz süslemeyle ama her daim içtenlikle buraya yazmak için...
Evet yaşıyorum hâlâ, belki de hazzına varıyorum bunun... Bilmiyorum. Dahası, -Bernard Shaw'ın deyimiyle- saatte 60 dakikalık korkunç bir hızla ölüme yaklaşmaktayım.
Şu sıralar günümün büyük bir çoğunluğunu uyuyarak geçiriyorum. Aslında rahatsız değilim bu durumdan, kendimi boş hissettiğim zamanlar oluyor yalnızca bazen. Evet, işte o onlar huzursuz hissediyorum...
...
Gün gelecek, her şey bitecek;
bu kalem, bu defter, bu yaşam...
Gün gelecek, her şey yok olacak;
ben, sen, o...
Ve "ben"
"sen"i düşünürken,
senin umrunda olmayacağım.
"O" beni sevecek;
ama umursamayacağım...
Sonunda hayat...
Sonunda yaşam tükenecek
bu defter, bu kalem...
...
Bir şeyin bitmesinden korkmak, o şeye duyulan sevgiden mi ileri gelir;
yoksa sonundaki belirsizlikten mi?
Evet yaşıyorum hâlâ, belki de hazzına varıyorum bunun... Bilmiyorum. Dahası, -Bernard Shaw'ın deyimiyle- saatte 60 dakikalık korkunç bir hızla ölüme yaklaşmaktayım.
Ve bu beden
seyir ederken
bu yolda
daha neler olur,
Kim bilir..?
Şu sıralar günümün büyük bir çoğunluğunu uyuyarak geçiriyorum. Aslında rahatsız değilim bu durumdan, kendimi boş hissettiğim zamanlar oluyor yalnızca bazen. Evet, işte o onlar huzursuz hissediyorum...
...
Gün gelecek, her şey bitecek;
bu kalem, bu defter, bu yaşam...
Gün gelecek, her şey yok olacak;
ben, sen, o...
Ve "ben"
"sen"i düşünürken,
senin umrunda olmayacağım.
"O" beni sevecek;
ama umursamayacağım...
Sonunda hayat...
Sonunda yaşam tükenecek
bu yolda.
Geriye kalan yalnızca;bu defter, bu kalem...
...
Bir şeyin bitmesinden korkmak, o şeye duyulan sevgiden mi ileri gelir;
yoksa sonundaki belirsizlikten mi?
Freud, "korkunun üzerine git" der.
Ama...
Ya sonucunu kaldıracak kadar
cesaretim yoksa..?
Nâzım der ya "Karlı Kayın Ormanında" şiirinde;
"Yedi tepeli şehrimde
bıraktım gonca gülümü.
Ne ölümden korkmak ayıp,
ne de düşünmek ölümü.
En acayip gücümüzdür,
kahramanlıktır yaşamak:
Öleceğimizi bilip,
öleceğimizi mutlak"
Diye...
İşte öyle bir şey...
Sevgilerimle...
16 Mayıs 2011 Pazartesi
Kazım Koyuncu'dan; Ama Her Şeye Rağmen...
Bu arada;
hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne,
günün karanlık saatlerine,
ara sıra kopsa da fırtınalara,
bir gün boğulacağımız denizlere,
eski günlere,
neler olacağını bilmesek de geleceğe,
kötülüklerle dolu olsa bile tarihe,
tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara,
Donkişotlar 'a,
ateş hırsızlarına,
Ernesto "Çe" Guevara'ya,
yollara-yolculuklara,
sevgililere,
sevişmelere,
sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara,
üşürken ısınmalara,
her şeyden sıcak annelere,
babalara
ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara;
kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz.
Kötü şeyler gördük.
Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük.
Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük.
Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük.
Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar,
her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük.
Biz de öldük.
Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik;
Teşekkürler dünya...
hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne,
günün karanlık saatlerine,
ara sıra kopsa da fırtınalara,
bir gün boğulacağımız denizlere,
eski günlere,
neler olacağını bilmesek de geleceğe,
kötülüklerle dolu olsa bile tarihe,
tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara,
Donkişotlar 'a,
ateş hırsızlarına,
Ernesto "Çe" Guevara'ya,
yollara-yolculuklara,
sevgililere,
sevişmelere,
sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara,
üşürken ısınmalara,
her şeyden sıcak annelere,
babalara
ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara;
kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz.
Kötü şeyler gördük.
Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük.
Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük.
Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük.
Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar,
her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük.
Biz de öldük.
Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik;
Teşekkürler dünya...
15 Mayıs 2011 Pazar
Açlık Grevinin 5. Gününde
Kardeşlerim,
demek istediklerimi doğru dürüst diyemiyorsam
kusura bakmayın kardeşlerim,
azıcık sarhoş gibiyim, birazcık dönüyor kafam,
rakıdan değil
açlıktan hafif tertip.
Kardeşlerim,
Avrupa'dakiler, Asya'dakiler, Amerika'dakiler,
ben, hapiste açlık grevinde değil de
bir kırda yatıyor gibiyim bu mayıs ayında geceleyin.
Ve gözleriniz ışıl ışıl yıldızlar gibi başucumda;
ve elleriniz tek bir el
anamın eli gibi
yârimin eli gibi
Memed'in eli gibi
hayatın eli gibi avucumda.
Kardeşlerim,
zaten beni hiçbir zaman bir başıma bırakmadınız,
hem sade beni değil
memleketimi ve halkımı da.
Sizinkileri benim sevdiğim kadar
siz de benimkileri seviyorsunuz diye
sağ olun kardeşlerim, teşekkür ederim.
Kardeşlerim,
ölmeğe niyetim yok.
Kardeşlerim,
biliyorum,
yine de yaşamakta devam edeceğim yanı başınızda:
Aragon'un mısrasında olacağım
- gelecek güzel günleri anlatan her mısrasında -
ve beyaz güvercininde Picasso'nun
ve Robenson'un türkülerinde
ve asıl
ve en güzeli:
Marsilya dok işçilerinden yoldaşımın muzaffer gülüşünde olacağım.
Kardeşlerim,
dolu dizgin bahtiyarım doğrusu
Nâzım Hikmet Ran
Mayıs - 1950
demek istediklerimi doğru dürüst diyemiyorsam
kusura bakmayın kardeşlerim,
azıcık sarhoş gibiyim, birazcık dönüyor kafam,
rakıdan değil
açlıktan hafif tertip.
Kardeşlerim,
Avrupa'dakiler, Asya'dakiler, Amerika'dakiler,
ben, hapiste açlık grevinde değil de
bir kırda yatıyor gibiyim bu mayıs ayında geceleyin.
Ve gözleriniz ışıl ışıl yıldızlar gibi başucumda;
ve elleriniz tek bir el
anamın eli gibi
yârimin eli gibi
Memed'in eli gibi
hayatın eli gibi avucumda.
Kardeşlerim,
zaten beni hiçbir zaman bir başıma bırakmadınız,
hem sade beni değil
memleketimi ve halkımı da.
Sizinkileri benim sevdiğim kadar
siz de benimkileri seviyorsunuz diye
sağ olun kardeşlerim, teşekkür ederim.
Kardeşlerim,
ölmeğe niyetim yok.
Kardeşlerim,
biliyorum,
yine de yaşamakta devam edeceğim yanı başınızda:
Aragon'un mısrasında olacağım
- gelecek güzel günleri anlatan her mısrasında -
ve beyaz güvercininde Picasso'nun
ve Robenson'un türkülerinde
ve asıl
ve en güzeli:
Marsilya dok işçilerinden yoldaşımın muzaffer gülüşünde olacağım.
Kardeşlerim,
dolu dizgin bahtiyarım doğrusu
Nâzım Hikmet Ran
Mayıs - 1950
4 Mayıs 2011 Çarşamba
Paylaştığım İlk Şiirim
Ne kadar uzaksın benden,
ne kadar uzak...
Gözlerin bana uzak,
saçların...
Gülüşünün sıcaklığı yok!
üşüyor bu beden
mütemadiyen...
Sen yoksun,
Oysa özlüyorum ben seni
ve yeşil gözlerinden akan yaş olup
tatmak isterim beyaz tenini...
21.03.2011 / 23:49
Yazıyorum O Halde Varım
ne kadar uzak...
Gözlerin bana uzak,
saçların...
Gülüşünün sıcaklığı yok!
üşüyor bu beden
mütemadiyen...
Sen yoksun,
Oysa özlüyorum ben seni
ve yeşil gözlerinden akan yaş olup
tatmak isterim beyaz tenini...
21.03.2011 / 23:49
Yazıyorum O Halde Varım
2 Mayıs 2011 Pazartesi
Güvercin Tedirginliği
Nesnelere anlamlarını insanlar yükler, nesneler tekbaşlarına anlamsızdır.
V For Vendetta
Gariptir, uçan güvercinlere daha bir tebessümle bakılır, kafesteki güvercinlere nazaran.
Bunun nedeni nedir peki?
İşte orada, bakın bakın..! Özgürlüğü elinden alınmış birisinin, demirlerin içerisinde.
Gelin, bir diğerine göz atalım;
![]() |
| Bu uçuş, güvercindeki, Özgürlük sevinci mi ne? Oktay Rıfat Horozcu-- Elleri Var Özgürlüğün |
İşte burada... Açmış kanatlarını, hem ne de olsa "Elleri Var Özgürlüğün" değil mi?
Duyuyorsunuz işte, özgürlügün kanat çırpışları bunlar..! Bir kaç ses işitiyorsunuz belli belirsiz: Bach'tan, Beethoven'dan, Nâzım'dan... Veyahut kimi geçiriyorsanız içinizden; özgürlüğe aç canlılar gördüğünüzde.
Her kanat çırpışında, biraz daha bağlanıyorsun yaşama, bir kat daha fazla tadıyorsun; hayatta olmanın hazzını, içinde bir şeyler ürperiyor...
Peki ya, uçarken dahi, kafesteki gibi tutsak gibi hissetmek..?
En kötüsü olsa gerek.
Bedenini değil, sadece kanatlarını hapsetmeleri, demirlerin ardına. Yoksun kalmak, tüm çoğul eklerini atıp gururla "ben" diyebilme ve tüm egolarından sıyrılıp, en tok sesinle "biz" diyebilme hazzından.
Ve muhtaç olmak "yem"lere...
Başlaması "insanın insana kulluğu"nun, yaşayamamak "bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine" ve tutsak olmak zincirlere!
DUR!
Ve yukarı bak...
Daima umut vardır!
kafesteki güvercine değil de
uçan güvercine
tebessüm ederek
baktığımız müddetçe
umut daima var olacaktır!
4 Nisan 2011 Pazartesi
İstanbul İçin
Nisan,
imkansız şey
şiir yazmak,
aşıksan eğer
ve yazmamak
aylardan nisansa
Arzular ve Hâtıralar,
arzular başka şey,
hatıralar başka
güneşi görmeyen şehirde
söyle nasıl yaşanır
Böcekler,
düşünme!
Arzu et sade
bak, böcekler de öyle yapıyor
Bekliyorum,
öyle bir havada gel ki
vazgeçmek mümkün olmasın
ORHAN VELİ KANIK
8 Mart 2011 Salı
Henüz Vakit Varken Gülüm
Henüz vakit varken, gülüm
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
ben bir gece, şu Mayıs gecelerinden biri
Volter rıhtımında dayayıp seni duvara
öpmeliyim ağzından
sonra dönüp yüzümüzü Notrdam'a
çiçeğini seyretmeliyiz onun,
birden bana sarılmalısın, gülüm,
korkudan, hayretten, sevinçten
ve de sessiz sessiz ağlamalısın,
yıldızlar da çiselemeli,
incecikten bir yağmurla karışarak.
Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımdan geçmeliyiz
söğütlerin altından, gülüm,
ıslak salkım söğütlerin.
Paris'in en güzel bir çift sözünü söylemeliyim sana,
en güzel, en yalansız,
sonra da ıslıkla bir şey çalarak
gebermeliyim bahtiyarlıktan
ve insanlara inanmalıyız.
Yukarda taştan evler,
girintisiz, çıkıntısız,
birbirine bitişik
ve duvarları ayışığından
ve dimdik pencereleri ayakta uyukluyor
ve karşı yakada Luvur
aydınlanmış ışıklarla
aydınlanmış bizim için
billur sarayımız...
Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımda, depolarda
kırmızı varillere oturmalıyız. Karşıda karanlığa giren kanal.
Bir şat geçiyor,
selamlıyalım gülüm,
geçen sarı kamaralı şatı selamlıyalım.
Belçika'ya mı yolu, Hollanda'ya mı?
Kamaranın kapısında ak önlüklü bir kadın
tatlı tatlı gülümsüyor.
Henüz vakit varken gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken gülüm...
Prisliler, Parisliler,
Paris yanıp yıkılmasın...
Nâzım Hikmet Ran
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
ben bir gece, şu Mayıs gecelerinden biri
Volter rıhtımında dayayıp seni duvara
öpmeliyim ağzından
sonra dönüp yüzümüzü Notrdam'a
çiçeğini seyretmeliyiz onun,
birden bana sarılmalısın, gülüm,
korkudan, hayretten, sevinçten
ve de sessiz sessiz ağlamalısın,
yıldızlar da çiselemeli,
incecikten bir yağmurla karışarak.
Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımdan geçmeliyiz
söğütlerin altından, gülüm,
ıslak salkım söğütlerin.
Paris'in en güzel bir çift sözünü söylemeliyim sana,
en güzel, en yalansız,
sonra da ıslıkla bir şey çalarak
gebermeliyim bahtiyarlıktan
ve insanlara inanmalıyız.
Yukarda taştan evler,
girintisiz, çıkıntısız,
birbirine bitişik
ve duvarları ayışığından
ve dimdik pencereleri ayakta uyukluyor
ve karşı yakada Luvur
aydınlanmış ışıklarla
aydınlanmış bizim için
billur sarayımız...
Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımda, depolarda
kırmızı varillere oturmalıyız. Karşıda karanlığa giren kanal.
Bir şat geçiyor,
selamlıyalım gülüm,
geçen sarı kamaralı şatı selamlıyalım.
Belçika'ya mı yolu, Hollanda'ya mı?
Kamaranın kapısında ak önlüklü bir kadın
tatlı tatlı gülümsüyor.
Henüz vakit varken gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken gülüm...
Prisliler, Parisliler,
Paris yanıp yıkılmasın...
Nâzım Hikmet Ran
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




